23 Ocak 2012 Pazartesi

Mutsuzluğun İsyan Yürüyüşüdür Bu





Mutsuzluğun isyan yürüyüşüdür bu
Aşkın üstüne doğru
Dilleri
şiir kuşanmış
Yürekleri alev almış
Kadere düşman
Zamana öfkeli
Yürüyor yıkmaya
sevgilinin heykelini.

Yürüyor kırık kalpli adamlar
Yürüyor hayalleri çalınmış kadınlar
Yürüyor yeni yetme kızlar oğlanlar
Günün iletişim araçlarıyla donanmış
Yürüyor
güzellikleri karartmaya.

Mutsuzluğun isyan yürüyüşüdür bu
Sevenleri lanetleyen şarkılar eşliğinde
Giriyor umut yeşerten bahçelere
Koparıyor sevincin çiçeğini penceresinde
Yürüyor yalnızlığı kutsamaya.

Mutsuzluğun isyan yürüyüşüdür bu
Aşkın üstüne doğru
Bağrına saplanan hançerin acısı ve kanıyla
Kaybolan yılların hesabıyla
Serap olmuş bir ömrün tüm bedbahtlığıyla
Yürüyor yüreğini geri almaya.

Mutsuzluğun isyan yürüyüşüdür bu
Yürüyor
aşkın üstüne doğru
Çekilmez ızdırabına son vermek için
Yenildiğini göstermek için
Aşk ile cenk edip nihayet ölmek için
Yürüyor
aşkın üstüne doğru.

Murat KAYALI





























 

29 Aralık 2011 Perşembe

Mutlu Yıllar

27 Kasım 2011 Pazar

Mettnau

Heute

22 Kasım 2011 Salı

YENİ!


http://www.facebook.com/twitter/?redirect=326568170689901#!/pages/Murat-KAYALI/326568170689901?sk=app_222506407820260






20 Ekim 2011 Perşembe

Ölünce Evine Dönen Gençler






Ölünce evine dönen gençler,
Konuşmaz.
Gözlerimize bakmaz.
Bizi utancımızla yaşamaya mahkum bırakırlar.
Bizi de sustururlar.

Biz, onların hayallerini çalan hırsızlarız,
Toprağa baktıkça,
Yüzümüze vurmadıkları yalanlarımızla karşılaşırız.

Toprağa baktıkça,
Yaşamı alıp gittiklerini ve ölümün bize kaldığını anlarız.

Ölünce evine dönen gençler,
Bize küskündür.
Hiç birimize gittiği günde ki gibi sarılmaz.

Ölünce evine dönen gençler,
Güvercinleri yalnız bırakır...


Murat Kayali







17 Ekim 2011 Pazartesi

Yakamda Bir Şehir Taşıyorum





yakamda bir şehir taşıyorum
gözleri senden de esrarlı
akçamları saç tokan gibi martılı

gecesi köy gibi kurtlu çakallı
şafaklarında varoşları kavgalı

vakitlerin uğultusunda diz çöktüm
omuzumda anne
min elini gördüm
tesbih gibi dağılmıştık
minarelerden ezan duyulmuyordu
boşalmıştı mescitler
birbirimize Nisa suresinden nur veriyorduk

yakamdaki şehir dilsiz
onun kalbi karanlık
elleri bulut taşlıyor

köklenmiş bir ağaç gibiydim
fırtına olsanız yıkılmam
yaprağıma sen yağıyordu

yakamdan düşecek bir gün bu şehir elbet
boynumun borcu olsa da
geldiğim garda bırakacağım kirini dönerken
yıkayacağım ellerimi düşlerimi
sana deniz
inden getirecegim
dinleyeceksin suyun taşlarla konuştuklarını
göreceksin dost
olduğum dalgaları
yalnızlığımı paylaşacaksın
sen aydınlığıma dokunacaksın

adresim silinecek bu şehirden bir gün
ölsem, belime kadar toprak
ölsem, bu şehir dışarda kalacak
iskelede vakitlerden son vapur
pencerelerim şimdi şarap rengi olur
hasretim kokoreç k
okuludur

kamyonlar Diyarbakır´dan karpuz getirecek
kaça satarlar bilmiyorum
yarın pazar, bit pazarında dolaşacağım
bu şehri satacağım
intihar
mektuplarını sayfa sayfa
kayıp hayat öykülerini
kitap kitap
pahalı bulanlara diyeceğim ki;
her öykü, anlatıldığından daha
uzundur
ve her
şiir, yazılması gerektiğinden kısadır aslında
yine de herkes pazarlığa tutuşacak

yakamdaki şehir bir öğlen kulağımda patlamıştı
caddelerinde kan akmıştı
vitrinlerine kül yağmıştı
o günün akşamında
anneler

çocuklarına dağ masalları anlatmıştı
doğu biraz daha uzaklaşmıştı

yakamdaki bu şehri terkettiğim gün
sona erecek bu öksüzlüğüm
şapka alacağım,bıyık bırakacağım
ağzım yüzüm bana benzeyecek
gazetelere boş dükkan ilanı veriyorlar
aklımı fikrimi zorluyorlar
ben buraya alışamadım bilmiyorlar
ben buralı olamadım
kalbimi tanımıyorlar



Murat Kayali / 2011