02 Şubat 2010 Salı

Kahraman....

Kahraman kim seyredin....

http://en.tackfilm.se/?id=1265161076297RA86

31 Ocak 2010 Pazar

Bursa














Bursa


Uludağ´ı oymuşlar
Sanki içine bir cami koymuşlar
Eteğinde Bursa bir seccade gibi serilmiş
Erenler onda secde etmiş

Müezzinler seslenince dört burcundan
Söyle!
Ezan sesiyle inleyen Bursa
Acep bir imansız barınırmı?
Senin iman dolu o ak bağrında

Kabristanla dolu şehrin dört yakası
Semtlerin taşır, Emir Sultan, Namazgáh adını
Almışsın koynuna Osman´ını, Orhan´ını
Kimdir?
Hakk´a bundan daha yakın olanı

Sarmış seni Hisar´ının zafer dolu taşları
Göğsünde dalgalanır Osmanlı´nın ilk sancağı
Hep bir dilden söylenen bir ilahi kaplamış semayı
Bu ilham yakmazmı en kör çırayı?

Dağının ulu, caminin uludur ismi
Senden geçer Hakk´a giden yol, belli
Gözbebeğin rengi Yeşil´i
Baksan cihana, görürmüsün bir benzerini?

Bir mevlevinin döndükçe eteğinde varolan kıvrımlar
Yaylalarının sırtındaki beyaz yollar
Sen bu dergáhta döndükçe böyle hoş
Seni seyrettikçe ben olurum sarhoş


Murat Kayali / 1983




Bu şiiri sesli dinlemek istiyorum
http://www.edebiyatdefteri.com/siir/321792/bursa

30 Ocak 2010 Cumartesi

www.MuratKayali.de

Evet!

Yazdıklarımı birçok sitede sizlerle paylaşıyorum ve bu böyle devam
edecek ama yine de belli bir adreste beni bulabilmeniz için yeni bir
sayfayı paylaşıyorum.

http://www.muratkayali.de/

belki fazla değişik değil ama yine de daha derli toplu bir ortam
ve biraz daha şahsıma özel.

selamlarımla...

18 Ocak 2010 Pazartesi

Hangi Düş Kırılacaksa Ona Tutunursun Sen







Hangi Düş Kırılacaksa Ona Tutunursun Sen






geçerliliğini yitirmiş bir gerçektir elinde tuttuğun
adres hanesinde seni unutmuş insanların isimleri
artık kimse kimseyi anımsamıyor eski yarasından ötürü
senin fidan ektiğin yerlerden bir orman göçtü
hangi kuş vurulacaksa ona göğüs gerersin sen
hangi düş kırılacaksa ona tutunursun sen
ve ertesinde bir karınca misali hep o bereketli tohumun peşinden
gidip bereketli topraklar ararsın

yanarsın bir ikindi itirafında
yanarsın ayaklarından yol akar
sövülmez dualarım alın yazgısı
oyuklarım sana kaçak barınağı
saklamak namertliğini boynumun borcu

salkımını ver bana yeter, azap üzümlerinin
evi yanmış bir bağ olsun yüzüm gözüm
hangi gönül kalacaksa onu kovarsın sen
derttir demişler şairin yarasının devası
kırk ayağınla koş yaralı kelimelerin ardından
ölümle başladı alfaben
kulağında ayrılık hikayen

yüzyılıma bir ağıt gibi düşen insan
perili köşk nerde (ki zaten masal zırvasıdır bildim bileli)
nerde kanatlı düşler ( senin öldürdüklerin değil)
yıldız avına çıktığım zamanlarda okladığım asuman
üfle gözlerime şimdi sende bıraktığım küllerimi
biliyorum tutunsam kırılacak bu düşte
tutunmasam ölü bir kuş olacak kalbim göklerde

hangi bulut güneşin yolunu kesecekse onu örtünürüm ben üstüme
ve ertesinde bir karınca misali hep o bereketli tohumun peşinden
gidip bereketli topraklar ararım kavlime


Murat Kayali

14 Ocak 2010 Perşembe

Güneşsizde Olur

06 Ocak 2010 Çarşamba

Sting Ve Kış

03 Ocak 2010 Pazar

Bizim Kışlarımız Mandalina Kokardı
















Bizim Kışlarımız Mandalina Kokardı



Ne yün çoraplarımız vardı, ne de saçörgülü bir atkımız.

Dağ rüzgarında camımız titrer, ıslık çalardı kapımız.
Kara yeleğinden çıkardığı kösteğine bakardı dedem her seferinde,
radyoda "Akşam Haberleri" dediğinde.
O zamanlar henüz düşlerimiz camlı kutulardan yansımazdı.
Bir sobamız yanardı, bizim kışlarımız mandalina kokardı.


Cebimde cam misketlerin şakırtısını taşırdım.
Makaralı tel arabamın direksiyonunu onarırdım.
Alır önüne,kerat cetvelini sorardı bana rahmetli dayım.
Tersten sorduğu her seferinde, yedi kere sekizde takılırdım.
Yasaklanırdı bütün teksas-tommiksler, mahalle maçları.
O zamanlar bir çift ayakkabımız vardı,
eskimesinler diye bir sebep aranırdı.


Yerli malı haftası olurdu okullarda.
Her Pazar bir filim oynatılırdı şehir tiyatrosunda.
Yaz tatillerinde bir boyacının, ya da bir kaportacının yanına çırak verilirdik,
olmadı simit satardık stadyumda maç olduğunda.
Büyük lükstü, gömlekli bir tezgahtar olmak kapalıçarşıda.
Büyük gururdu, cumaları çorbacıda hesap ödemek.
O zamanlar para kazanan çocuk adam sayılırdı.


Anamız babamız gurbettelerdi, yarı öksüz sayılırdık.
Bayram günlerinde içimiz sızlar,el öperken seyirirdi alt dudağımız.
Hasret çıkardı karşımıza ziline bastığımız her evden.
Radyoda "Dünyadan Haberler" dediğinde,
annemin sesini beklerdim içimden.
Ne başımızı okşayan bir el vardı, ne de göğsüne yaslandığımız.
Bir sobamız yanardı, mandalina kokardı bizim kışlarımız.