Resim / Marco Hayek
Neyin var?
Sormayacağım.
Kusura bakma yüreğim, beni hep aynı üzüntüyle karşılıyorsun.
Seninle dostça bir akşam kahvesi içmeye oturdum şuraya.
Büktün yine cezvenin belini, ateşe yakın durmak iyi gelmiyor sana.
Bir mutfağa uzandın, iki adımlık yolda nerelere gittin,
dalıp kahvenin köpüğüne.
Sormayacağım.
Hangi zamanı hatırladın?
Katlanamıyorum artık senin bu dilsiz sevişmelerine.
Zaten yalansız yaşayamazsın artık sen, kandır dur kendini,
karışmayacağım.
Beni oyun dışı bırakırsan sevinirim.
Senin kurduğun düşlere bir laf etmeyeceğim.
Ben bu gece bir düş kurmasam da olur.
Nasıl olsa üşüyeceğim yine, bütün gece seni sarıp sarmalamak olacak işim.
Biliyorsun, kıyamıyorum sana.
Yaşadıklarına bu kadar kıymet verdiğini bilmesem,
alıp yakacağım içindeki tüm resimleri, eski zamana ait,
canını yakan bütün sevinçleri, sözcükleri.
Neden senin de dudaklarının kenarında hayattan ve aşktan memnun
bir gülümseyiş yok onun gibi…
Neden her gece kapını açıyorsun sana gözyaşları getiren bu yabancı kadına?
Biliyormusun?
Belki de bir gün seni tutmayacağım, hep aynı hızlı adımlarla
koşarken, seni kurtardığım o uçuruma, ne var o uçurumun kenarında?
Akıldan düşmüş bir aşkın, parçalanmış suretinde seyredilecek ne var?
Beni duyuyormusun?
Sana söylüyorum yüreğim…
Seyredemiyorum artık acılarını.
Kırık kanatlarını, yaralarını, izlerini görmezden gelmeye başlıyorum.
Yine de öyle masum uyuyorsun ki…
Seni böyle üryan görmeye dayanamıyorum.
Haydi giyin düşlerini, ben yine de üstünü örteceğim bu gece de.
Sen bana bakma…
Bu gece bir düş kurmasam da olur.
Nasıl olsa üşüyeceğim yine!
Sana bile söylemeyecegim,
aslında ne kadar ihtiyacım var düşlediğim gerçeğe…
Bu şiiri sesli dinlemek için tıklayınız:
http://www.edebiyatdefteri.com/siir/228203/ben-bu-gece-bir-dus-kurmasam-olur.html

2 yorum:
beni yine sözlerinle öğütüyorsun
kalan telvemde sana bir fal göstermem için
ateşin içinden kokum dağılıyor
bana da bir kahve, aynı koksun.
bana da bir kahve , aynı koksun.
sen
ağzının tadını kaybettiğin için arıyorsun
yarın, cezvenin sapında aynı düşler
ve sen, fincanlarımı görmüyorsun
buğulu camın altından göğe bakan melekli olanı
sanki oradan çıkıp dudaklarına değecekmiş
şimdi kış
o zaman da kıştı
ve hem bu şehrin
hemde o şehrin içi buz kesiyor
gözlerin dilek tutarken yaktığın mumlar gibi erirken
tutuyorum ayakbileğinden: dökülmeden gözyaşları,
dökülmeden gözyaşları
gece uykusuz, sen sığındığım tek açık kahvecisin
ve sen, fincanlarımı görmüyorsun
içimizdeki yoldaş bir tek bu dilden anlıyor
düşler tanınmak istiyor
onun için yüzünü örtmüyoruz geçmişin
yükünü bırakmaya hazırlanırken bir limanda takalar
yakalanmadığına sevinen balıklar ay var, ay var
tut ellerini
duy kulaklarını
öteler sana varsın
çünkü fincanlarımı görmüyorsun
bir ankakuşunun gagasında taşıdığı çalı parçası kadar birşey
azımsanmasaydı
bırakmayacaktı nehrin sularına yüreğim kendini
kara bir kızın ayaklarıyla
sonra bana uzandığında
rahminden koparılmış bir cenin kadar yaşamsızdım
aslında
yırtmıştın suretimi
başka bir yüzle çıkamazdım karşına
şimdi kendime bakıyorum aynanda
her an bir gerdana takılacak
bir inci gibi saklanmış duruyorum kabuğumda
en gerçek ihtimal bu
sen fincanlarımı görmüyorsun
yine de bir ihtimal görebilirdin belki bir zaman
aslında kahve içermiydik bilmiyorum
zaten kahve içmeyecektik ki
biliyorum boğulacaktık boş bir küvette
dokunacaktık sadece ellerle dolu çerçevelere
ben senin ince ayakbileğine uzandım,dudaklarında koptum
yağmuru seyrediyorsun, yağmur gönderiyorsun”
sen fincanlarımı görmüyorsun
sende onlar gibi bakmadın
çatlak boyanın altındaki gizli tarihe
el emeği göz nuru keşfedilmiyor hemen haybeye
öpülen bir kapı
yer yatağı
yüksek topuklar
duvara karşı
gönül yarası
hepsi
boş bir madalyonun sakladıkları
bir ihtiyaç molası gerekiyor sessizce
sadece sen, bende
sadece ben, sende
sen
yaza çıkarmaya uğrastığım bir akdeniz akşamıydın
ben, ilk defa böyle bir kışta kalakaldım
bugün, kahve içtim
fallara inanmak istedim herkesin yaptığı gibi
yarın kendime bir yár arayacağım camları silecek
yarını bulamayacağım
camlar hep buğulu kalacak ve yağmur hep yağacak
sen fincanlarımı görmüyorsun...
...durdu zaman.
karşımdaki nehir
hatırlatıyor bana
kıyısında oturduğumuz o günü
şimdi ne zaman yalnız buraya gelsem
dudağımda bir akşam gülüşü
burnumda hep bir taze çilek kokusu
yakınımdaki istasyon
söylüyor ayrıldığımızı
kolunun altında resimlerle o gidişin
şimdi ne zaman trene binsem
görüyorum sana verdiğim o yüzü
burnumda hep bir taze çilek kokusu
İmperyal oteli
Atilla İlhan´ın değil bizimkisi
bir de Primula´mız vardı tabii
şimdi ne zaman üşüsem
aklımda bir kelebek var
burnumda hep bir taze çilek kokusu
* " dokunmanın doldurulmaz yeri
sızlıyor şimdi aramızdaki boşlukta
sen yoksun, ben yokum
koca bir geçmiş şimdi tek başına
alçak sesle konuşmakta..."
ama susmuyor...
fincanlarından içtiğim kahvelerin bile bir dili var
bugünden seni unutmayı düşünsem
önümde kırk yıl var
burnumda hep bir taze çilek kokusu .
Yorum Gönder