30 Kasım 2009 Pazartesi

Uzağından Geçiyordum

ırmakların geri akamayacağı yerden
bir oltayla başını yarmanın suskunluğuyla
vardım sana
dilini koy akıntımıza
denizlere varamayan portakal yapraklarını
aldık ağıdımıza
ben geldim seni çağırmaya


devrilen bir ağacın kırılmış dalından
düşmüş bir elmanın parçalanmışlığıyla
bakıyorum sana
tenine göm çekirdeğimi
ihtarsız vurulan şakayık kuşlarını
gömdük toprağımıza
ben geldim seni çağırmaya


yanmış bir okyanusun su yutmuş ağzından
çıkmayan bir denizyıldızının kurumuşluğuyla
konuşuyorum sana
kurban ver gökleri
kumlarla savaşan karıncaların mızraklarını
sapladık dilimize
ben geldim seni çağırmaya


yıkılmış bir zamanın topoğrafyasından
çıkarılamayan bir günün fazlalığıyla
eksildim sana
düşlerine kapıları kapat
tılsımına kapıldığın yıldızların
tozu var üstümüzde
ben geldim seni çağırmaya


boynumun ketum yazgılı muskasından
telvesine yalan gizlemiş bir kahve falının dilbazlığıyla
ayırdım sana
yaramdan bir parça
sakladım yüzümün pususuna
uzağından geçiyordum
ben geldim seni çağırmaya


uzağından geçiyordum
ben geldim
kaybettiğin bir okun
vurdugu ceylanı kapına bırakmaya


Murat Kayali

Hiç yorum yok: